Frederick Burnaby’nin Gözünden İstanos (Yenikent)
Frederick Burnaby’nin Gözünden İstanos (Yenikent)

İstanos Ankara yolunun biraz berisinde yer almaktaydı. Yörede mola verebileceğimiz başka yer olmadığından güzergahımızdan küçük bir sapmayla geceyi burada geçirmeye karar vermiştim. Bu kararı vermemin bir başka nedeni de İstanos’un tarihte ünlü olan bir köy olarak bilinmesiydi. Yarısı Ermenilere yarısı Türklere ait 400 evi bulunan köy, bir akarsuyun sağ kıyısında yer alıyordu.  Azametli bir kaya suyun üzerine doğru eğilmişti. Kaymakam’a kalırsa buradaki birkaç büyük mağarada çapulcu çeteleri barınmış.

( Bu yıllarda resmi belgelerde İstanos değil Zir adı geçmektedir. Ancak Seyyah Burnaby İstanos diye bahsetmektedir.  Yazıda geçen kaymakam da  1873 -79 yılları arası görev yapan Rauf Bey olmalı. Yazarın verdiği 400 hane resmi verilere yakındır ancak bu dönemde Türk nüfus yarı yarıya değil daha azdır.  admin ) Ayrıntılı bilgi için bakınız: http://www.yenikentrehberim.com/yenikent-tarihi-2-zir-donemi/ 

Daha sonra bir rehber edinip kayanın eteklerini gezdim. Kayanın içinde dar bir patika oyulmuştu. Bu keçi yolu topu topu 30 cm genişliğindeydi ve biz tırmandıkça daha da daralıyordu. En sonunda patikanın sona erdiği noktaya geldik. Burada yaklaşık bir metre  genişliğinde bir yarık vardı. Rehber haklı olarak durakladı. Çünkü atlamayı deneyip karşıya ulaşamadığı takdirde  en az 30 metre aşağıdaki kayalıkların üstüne düşebilirdi.

Bana Efendi, eğer isterseniz bu yarığı aşmayı deneyeceğim ama ayağım kayarsa düşüp ölürüm. Aslında mağaraların girişini durduğumuz yerden de görebilirsiniz, dedi.

Bunu istemiş olsam bile onun önüne geçip benim atlamayı denemem olanaksızdı. Güneş batmak üzereydi. Bu iş için bir ipin getirilmesine vakit kalmadan da gece olacaktı. İstemeye istemeye de olsa geri döndüm. Yolun darlığı nedeniyle bir yere kadar geri geri gitmek zorunda kaldım. Eğer bir başka gezgin günün birinde İstanos’a uğrarsa bir ip edinip henüz gezilmemiş olan bu mağaraları mutlaka incelemeli.

Zir Vadisi – Zincirli Kayalar

Kaymakamın evine dönünce yöre halkından bir ziyaretçi grubuyla karşılaştım. Aralarında Türkler kadar Ermeniler de vardı. Bana ”Köyümüze hoş geldiniz.” demek için geldikleri bildirildi. Halbuki asıl neden İstanbul’daki son haberleri duymak istemeleriydi. Bu sapa köylere hiçbir gazete ulaşmıyor. Köy halkı ancak bir gezgin köylerine uğradığı zaman başkentte olanları öğrenebiliyorlar.

Ziyaretçilerden biri de yaşlı bir Ermeni papazıydı. Odanın ortasındaki yüksekçe bir platformda kaymakamın yanında oturuyordu. Bu iki beyin bacakları iyice örtülmüştü. Bulunduğum yerde odanın çok soğuk olmasına karşın geride kalanlar bu düşük ısıyı hissetmiyor görünüyordu. Derken platformda bir delik bulunduğunu keşfettim. İçine bir mangal yerleştirilmişti. Kürklere bürünen ve ayaklarını kor halindeki kömürlerin üzerine doğru uzatan köylüler soğuğa karşı koyabiliyorlardı. Platform kısmen bir İran halısıyla kaplıydı. Duvarları takip eden sedirler, odanın dekorasyonunu tamamlıyordu. Arka planda ve kapının yakınında kaymakamın hizmetkarları ve köyün daha önemsiz kişileri duruyordu. Onların üstlerinin (Kaymakam kastediliyor.) yanında oturmaları uygun görülmüyordu. Kollarını kavuşturup bakışlarını onlara yönelterek bir işaret çaktı. Bunun üzerine hepsi yere çömeldiler.

Kaymakam ”Konferans başladı mı?”diye sordu.

( 23 Aralık 1876 İstanbul-Tersane Konferansı kastediliyor. Konferans’ta Başta Rusya Avrupalı devletler  Sırbistan ve Karadağ’a bağımsızlık, Bulgaristan ve Bosna Hersek’e özerklik kararı aldırmaya çalışmışlar Osmanlı Devleti kabul etmeyince tarihe 93 Harbi olarak geçen 1877-78 Rusya-Osmanlı Savaşı başlamıştır. admin )

– Evet.

Kadı Efendi ” Konu neymiş?” diye sordu.

Savaşı önlemek için bazı düzenlemeler yapılıp yapılmayacağını araştırmak, diye karşılık verdim.

Kaymakam:

– İyi ama biz savaşmak istemiyoruz ki asıl Rusya bize savaş açmak istiyor.

Bir başka ziyaretçi ”Konferans niçin St. Petersburg’da yapılmadı?” diye sordu.

Kadı ”Çünkü Rusya kuvvetli bizim ise kuvvetimiz yok. Öbür devletler de bu yüzden Rusya’dan korkuyorlar.” diye cevap verdi.

Kaymakam ”İngilizler Rusya’yı severler mi?” diye sordu.

Kimi sever, kimi sevmez; dedim.

-Ya siz?

-İnsanlarını severim ama hükümetini değil.

-Niçin?

-Çünkü despotluğa dayalı bir yönetim biçimidir. Benim kanımca bütün despotluklar  kötüdür.

Kaymakam: Bunu duyduğuma sevindim,  dedi.

Oradaki konukların her biri Kaymakam’a uyarak: Ben de, dedi.

Kadı ” Bir savaş durumunda İngiltere müttefikimiz olur mu?” diye sordu.

-Bilmiyorum, olmasını dilerim.

Derken biri odaya girerek Kaymakam’a bir şeyler söyledi. Kaymakam bunun üzerine odadan çıktı. Ziyaretçiler de takip etti.  Geride yalnız Ermeni papaz kalmıştı.

”Türkleri seviyor musunuz?” diye sordum.

Yaşlı adam ”Hem de çok.” dedi.

Kaynak: Yzb. Frederick Burnaby Küçük Asya Seyahatnamesi Anadolu’da Bir İngiliz Subayı 1876. Çeviren Meral Gaspıralı, Sabah Kitapları, İstanbul, 1998.

Yüzbaşı Frederick Burnaby Kimdir?

Bir İngiliz subayı olan Frederick Burnaby, bu yıllarda Avrupa’nın gündemindeki Osmanlıdaki azınlıklar meselesini yerinde görüp incelemek için Anadolu’yu at sırtında gezmiş halkla, askeri ve mülki amirlerle görüşmeler yapmış; gözlemlerini yazmıştır. Bu gözlemlerden oluşan kitap Avrupa’da büyük ilgi görmüş ve çok satmıştır.  1842 yılında doğan İngiliz süvari subayı, yukarıdaki satırları yazdıktan 9 yıl sonra 1885’te Sudan Seferi’nde mızraklanarak öldürülmüştür. (admin)

This Post Has 2 Comments

  1. Ahmet

    Bu kadar ilginç bir tarihi ve geçmişi olan Yenikent hakkında böyle bileğileri öğrendikçe daha da şaşırıyorum. Ankara’nın sahip çıkılması gereken değerleri yok olmuş.. Yabancı gezginler dahi buradan seyahatnamelerinde bahsederken günümüzde yerel basın dahi hiç bahsetmemekte. Bu çalışmayı yaptığı için http://www.yenikenttehbetim.com editörlerine çok çok teşekkür ediyor bu tarz bilgilerin devamını da kendilerinden rica ediyoruz..

    1. admin

      Teşekkürler Ahmet Bey. Yenikent’le ilgili yazılarımız elbette devam edecek. Takipte kalın.

Bir cevap yazın