Yeni (eski) Kayı ve Hatıraları
Yeni (eski) Kayı ve Hatıraları

On beş gün kadar önce yolum bu köye düştü. Neredeyse yıllardır gitmemiştim dedemin köyüne. Rahmetli dedem ”Yiğit” lakabıyla anılır bu civarda, ”Kara Öğretmen” diye bilinir. Ahmet Demirtaş yıllarca kayı köyünde eğitmenlik yapmış. Çocukken dedeme ziyarete giderdik o rahmetli olduktan sonra arada sırada uğrar olduk ama sanırım en son gittiğimden beri bir sekiz dokuz sene geçmiş.

yenikayı
Eski köy okulu ve ilk öğretmenlerinden Ahmet Demirtaş

 

Sincan’a on dört km uzaklıkta olan Yeni Kayı köyünün tarihçesi bildiğim kadarıyla çok eskilere dayanıyor. Adından da anlaşılacağı üzere kökeni Kayı boyundan gelmekte. Kayı boyu tarihteki yerini almak üzere Söğüt’e doğru ilerlerken bu civarda kalan üç beş çadırın buraya yerleşerek bu köyü kurduğu söylenir. Rivayete göre çok rahatsızlanan birisi ailesi ve bazı yakın akrabalarıyla burada kalıp yerleşmiştir. Bir de köyde çok eski bir türbe mevcut türbede mezarı bulunan Hasan Dede’nin Horasan erenlerinden olduğu söylenir.

Ben pek inanmasam da bu türbenin yaramaz huysuz çocuklara iyi geldiği anlatılır.  Çocukken bizi de götürürlerdi dedemin evi bu türbeye çok yakındı . Şimdi köyde yaşayan kalmamış. Evler bomboş pek çoğu yıkılmak üzere virane bir halde. İnsanlar köyün girişinde bulunan düzlüğe yeni evler yaptırmışlar ve oraya yerleşmeyi tercih etmişler heyelan tehlikesinden köyü boşaltmışlar .

yenikayı

Dedemin evi zaten bildiğim kadarıyla yıllar önce yıkıldı. Türbe kurulduğu tepede sanki köyü bekleyen bir nöbetçi gibi duruyor. Bir fatiha okumak için türbeye doğru çıkarken dedemin evinin bulunduğu yerde, o yamaçta bulunan alıç ağacı dikkatimi çekti. Dedemle onun yanına kadar gider, alıçlardan toplardım. Köyün bir diğer sessiz bekçisi de bu alıç ağacıydı sanırım. Herkesler gitmiş o eski yerinde yıllara inat dimdik duruyordu.

Türbenin olduğu tepeye çıktım. türbenin kapısı beklediğim gibi kilitli değildi. Yavaşça kapıyı açtım, ayakkabılarımı çıkarıp içeriye girdim. İçerisi tertemizdi. Sanırım birileri arada sırada gelip temizliğini yapıyordu  ama çocukken geldiğimizde en çok dikkatimi çeken geyik boynuzlarını göremedim. İçeride yatanların ruhlarına birer fatiha okudum . Türbenin dışında, biraz uzağında bulunan eski mezarın yanına gidip ona da fatiha okudum. Bana söylendiğine göre asıl Hasan Dede’nin mezarı burası imiş. İçerideki mezarlar oğlu gelini ve torunlarına aitmiş. Bu mezarın üzerine türbe yapılmaya çalışıldıysa da her seferinde yıkılmış .

kayı

O mezarın yanından köy daha net görülüyordu. Bir zamanlar capcanlı insanlarla dolu olan bu köyün böyle sessiz kalması beni hüzünlendirdi. Köyde acaba yaşayan var mı, diye özellikle dikkat ettim ama hiçbir hareket dikkatimi çekmedi . Biraz sonra tepelerden doğru gelen iki avcı susamış bana çeşme sordular. Türbenin yakınındaki çeşmeyi gösterdim .Onlardan başka da köyde insan görmedim zaten. Onlar da su içip diğer yönden uzaklaştılar.

Köyün içine doğru indim biraz dolaştım. Evler, samanlıklar, ahırlar, bomboş ve yıkılmak üzere. Her yer sessiz.  Rüzgarın ve ağaç dallarının hışırtısından başka ses yok. Arabamı park ettiğim yere döndüm. Bu köyün mezarlık sessizliğine benzer sessizliğini bozmaktan çekinerek uzun yılların hasretini dindirmenin huzuruyla geri döndüm.

Dilaver KORKMAZ   –   2012

Bir cevap yazın